Kılıçdaroğlu: Cumhuriyet’i demokrasi ile taçlandıracağız

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 37. Olağan İstanbul İl kongresinde bir konuşma gerçekleştirdi. Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’nin temel sorunlarını ve CHPnin çözüm önerilerini anlattığı konuşması alkışlarla sona erdi. “Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandıracağız” vurgusu dikkat çekti.

Kılıçdaroğlu: Cumhuriyet’i demokrasi ile taçlandıracağız

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı , 37. Olağan İstanbul İl kongresinde bir konuşma gerçekleştirdi. Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’nin temel sorunlarını ve CHPnin çözüm önerilerini anlattığı konuşması alkışlarla sona erdi. “Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandıracağız” vurgusu dikkat çekti.

’nun konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

Benim umudum sizlersiniz sevgili gençler. Hiç endişe etmeyin. Yeni bir çığır açtık. Kararlı adımlarla devamedeceğiz. Yürüdüğümüz yol hak yoludur. Adaleti bulacağız. Buu ülkeye huzuru kardeşliği getireceğiz.

“Benim umudum sizlersiniz sevgili gençler. Hiç endişe etmeyin. Yeni bir çığır açtık. Kararlı adımlarla devamedeceğiz. Yürüdüğümüz yol hak yoludur. Adaleti bulacağız. Buu ülkeye huzuru kardeşliği getireceğiz.

Yeni bir siyaset anlayışı ile yola çıktık. Hiç kimseyi ötekileştirmeden. İnsansa başımızın üstünde yeri var dedik. Bütün o sorunları çözmeye talibiz dedik.

Dünyaya, insana, kainata bakışımız farklıdır. Sevgi, barış kardeşlik üzerine kuruludur. Bu yolla gelecek Türkiye’yi yeniden inşaa edeceğiz. Kararlılığımız var.

Hiçbir zaman yapamaz mıyız diye endişeye kapılmadık. İnanıyorsak yapacağız, gerçekleştireceğiz. Söylediğimiz her sözün arkasında kapı gibi durcağız. Nasıl yapacağımızı da anlatacağız.

Bu yıl TBMM’nin açılışının 100. yılı. 100 yıl önce TBMM açıldı. Sizleri o günün heyecanına taşımak istiyorum. İşgal altındaki bir ülkede 100 yıl önce bir grup insan idealleriyle yola çıktı. Kavgaysa kavga dediler. 100 yıl sonra burad aynı heyecanı yaşatmak zorundayız.

100 yıl önceki koşullar çok daha zordu. Bugünkü koşulların da zorluğunu biliyorum. Önemli olan zorluğu başarmaktı. TBMM açıldığında özünde demokrasi vardı.

100 yıl sonra bugün geldiğimiz noktada demokrasinin ağır yaralar aldığını görüyoruz. Bizlere düşen bir görev var: Bireysel beklentilerin tamamen ötesine çıkmak zorundayız.

Görevimiz Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak

Her birimize düşen fedakarlık var. Bugünkü koşullar fedakarlık yapmak koşullarıdır. Öz veriyle yola çıktık. Başarıyı özveriyle yapacağız. Kararlılıkla ve inançla yapacağız. Hiç kimse unutmasın; 100 yıl önce yolumuz Mustafa Kemal Paşa’nın yoluysa 100 yıl sonra da Gazi’nin yoludur. 100 yıl sonra bize düşen görev var. Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak. 2023’te cumhuriyetin 100. yılı olacak.

Bu ülkenin bütün insanlarına düşen görev 100 yıl sonra cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandırmak. Önümüzdeki süreç iktidar. Yara aldı cumhuriyetimiz. Demokrasimiz yara aldı. Bütün umutsuz koşullara rağmen görevi her birimizin üstlenmesi lazım.

Birinci tespitim şu: Sorunları iyi saptayamayan geleceği inşa edemez. Gittiğimiz her yerde, ortamda rahatlıkla söyleyebilirsiniz: Türkiye’nin 5 temel sorunu var. 5 temel sorunumuzun birincisi demokrasi. En temel sorunlardan birisi. Düşüncesini açıkladı diye insanlar hapse atılamaz. İnsanlar üniversitelerden atılamaz.

Özgürce yazı yazabilmeli. Yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü olmalı.

Kılıçdaroğlu konuşmasını şöyle sürdürdü: Demokrasi dediğimiz olguyu kendi iç dünyamızda da kurmalıyız. Demokrasi dediğimiz olguyu kendi iç dünyamızda da kurmalıyız. Bir kuşağı yok ettiğimizin kaç kişi farkında acaba? Her bakana göre eğitim politikasının değiştiğinin kaç kişi farkında? Eğitimin bir ulusa başarı kazandırdığını kaç kişi biliyor? Bize düşen görev bunları anlatmaktır.

3. sorunumuz dış politika. Barış üzerine inşa edilen bir politika bugün bireysel kin ve intikam alma noktasında. Barışı değil savaşı önceleyen bir dış politika. Bunun sonuçlarını 82 milyon beraber yaşıyoruz 3 milyon 600 bin Suriyeli ile birlikte. Arkasından 1 milyon daha gelecek. Onların arkasında elleri silah tutan terörist gruplar gelecek. Asıl kargaşayı o zaman yaşayacağız.

Böyle bir dış politka tarihimizde olmadı. Bunu da anlatacağız. Her kentte neredeyse göçmen var. Onların sorunları var. Sorunlara kayıtsız kalmayan kitleler var.

4. büyük sorunumuz toplumsal barış. Sağlamak zorundayız. Hiç kimsenin kimliğinden, yaşam tarzından, inancından ötürü ötekileştirilmesini istemiyoruz. Hiç kimse kimliğini, inancını, yaşam tarzını kullanaraak siyaset yapmamalıdır.  Ben anne babamı seçme özgürlüğüne sahip değilsem bunun siyaseti olamaz.

İnanç Allah ile kul arasındaysa hiç kimse bu alana müdahale edemez. Siyaset toplumun sorunları çözmek zorundadır. Hiç kimse kimliğinden yaşam tarzından inancından ötürü ötekileştirilemez buna müdahale etmeliyiz.

5. büyük sorumuz ekonomi. Hepimiz yaşıyoruz, daha iki gün önce Hatay’da valilik binasının önünde kendisini yakan vatandaş gördük. İşsizim, çocuklarım aç diyor kendisini yakıyor.

Üzen nedir biliyor musunuz? Hala iktidar kanadından bu olayı ‘ucuz siyasi manevra’ olarak yorumlayan insanlara üzülüyorum. Anne baba nedir biliyor mu acaba? Hepimizin vicdan taşıdığını bilmemiz gerekiyor? Nasıl oldu da vicdanlarımız bu kadar köreldi.

Nasıl oldu da kendisini yakan bir insana karşı bu kadar kayıtsız kaldık? Milli Kurtuluş savaşını veren bir toplum nasıl olur da akıl dağılması sürecine girer.

Bu yükü, bu acıyı çözecek olan bizleriz. Kim olursa olsun onun sorunlarını çözmek için kararlıyız. İktidar olacağız bütün bunların tamamını çözeceğiz.

Sorunları anlatmak kolay yaşıyorsunuz. Sadece Hatay’da kendisini yakmadı vatandaş. Mclisin duvarının dibinde de yaktı. Onlarca kişi var sesini duyurmaya çalışan.

Asıl soru: Bütün bu sorunları nasıl çözeceğiz. Beş temel sorunu yazacaksınız cebinizin bir tarafında olacak. Dış politikadaki yanlış içeride işsizliği doğurabilir, ekonomide daralmalara yol açbilir. Ekonomide yanlış aldığınız bir karar Türkiye’nin ekonomide geriye gitmesine yol açabilir.

Nasıl çözeceğiz bu sorunları: Dört ayaklı bir strateji ile bütün bu sorunları aşacağız.  1. ayağımız: Kesinlikle bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi kadın erkek eşitliğini, yargı bağımsızlığını medya özgürlüğünü getireceğiz.

Kanada’da Güney Kore’de Japonya’da ne varsa, demokrasik standartlar açısından ne gerekiyorsa tamamını yapacağız. Üniversitelerde her türlü düşünce özgürce tartışılacak.

Farklı düşüncelerden korkan bir toplum sağlıklı bir gelecek inşaa edemez.  Demokrasisi gelişmemiş hiçbir ülke büyümemiştir. Gelişmek, dünyada saygınlık kazanmak istiyorsanız demokrasinizi geliştireceksiniz. Demokratik bir parlamenter sistemi yeniden inşaa edeceğiz. Eskiye döneceğiz değil.

Tamamen darbe hukukundan arınmış bir demokratik parlamenter sistemden söz ediyoruz. 12 Eylül, 20 Temmuz sivil darbesinin olduğu bir hukuku kabul etmiyoruz. İkinci ayağı: Üreten Türkiye. Fabrikada, tarlada, üniversitelerde üretmelidir Türkiye. Sinemadan tiyatroya, öyküden şiire kadar.

Benim umudum sizlersiniz sevgili gençler. Hiç endişe etmeyin. Yeni bir çığır açtık. Kararlı adımlarla devam edeceğiz. Yürüdüğümüz yol hak yoludur. Adaleti bulacağız. Bu ülkeye huzuru kardeşliği getireceğiz.

Yeni bir siyaset anlayışı ile yola çıktık. Hiç kimseyi ötekileştirmeden. İnsansa başımızın üstünde yeri var dedik. Bütün o sorunları çözmeye talibiz dedik.

Dünyaya, insana, kainata bakışımız farklıdır. Sevgi, barış kardeşlik üzerine kuruludur. Bu yolla gelecek Türkiye’yi yeniden inşaa edeceğiz. Kararlılığımız var.

Hiçbir zaman yapamaz mıyız diye endişeye kapılmadık. İnanıyorsak yapacağız, gerçekleştireceğiz. Söylediğimiz her sözün arkasında kapı gibi durcağız. Nasıl yapacağımızı da anlatacağız.

Bu yıl TBMM’nin açılışının 100. yılı. 100 yıl önce TBMM açıldı. Sizleri o günün heyecanına taşımak istiyorum. İşgal altındaki bir ülkede 100 yıl önce bir grup insan idealleriyle yola çıktı. Kavgaysa kavga dediler. 100 yıl sonra burad aynı heyecanı yaşatmak zorundayız.

100 yıl önceki koşullar çok daha zordu. Bugünkü koşulların da zorluğunu biliyorum. Önemli olan zorluğu başarmaktı. TBMM açıldığında özünde demokrasi vardı.

100 yıl sonra bugün geldiğimiz noktada demokrasinin ağır yaralar aldığını görüyoruz. Bizlere düşen bir görev var: Bireysel beklentilerin tamamen ötesine çıkmak zorundayız.